Danışmanlık mesleği

Son yıllarda ilgimi çeken meslek camiası benim de için de olduğum danışmanlar. Giderek cazip hale gelen  ve havalı görünen bir meslek.  Soyadını hatırlayamadığım için benim bağışlasın yıllar evvel kendisinden eğitim aldığım Orhan Hoca ‘’ Türkiye de bir işi hiç bilmeyen eğitim verir, biraz bilen ise kitabını yazar’’ demişti. Yıllar içinde öyle çok danışmanla karşılaştım ki. Kiminin derinliğine ve işine hakimiyetine hayranlık duydum. Kiminin ise nasıl bu işten para kazandığını, kime niçin danışmanlık yaptığını şaşkınlıkla düşündüm. Beni şaşırtan ikinci model danışmanlar hakkında daha once okuduğum çok hoşuma giden kısa bir hikaye var;
“Havalı arabasıyla, iki dirhem bir çekirdek kırlarda yol almakta olan yakışıklı ve meşhur danışman, büyük bir otlakta yüzlerce koyunu otlatan bir çoban görür. Arabasından iner, çobanla biraz sohbet ettikten sonra der ki: “Size bu sürüde kaç koyun olduğunu hemen söyleyebilirim, eğer bilirsem sizin bir koyununuzu alırım.”  Çoban kabul eder. Danışman, bilgisayarını açar, birkaç işlem yaptıktan sonra çobana “Sürünüzde 735 tane koyun var.” der Çoban hafif şaşkınlıkla ”Evet doğru bildiniz.” diye yanıt verir. Danışman elde ettiği başarıdan gururlanarak kazandığı koyunu alır ve tam hareket edecekken çoban, “Ben de sizin mesleğinizi doğru bilirsem hayvanı geri alabilir miyim?” diye sorar. Danışman, kendinden çok emin bir şekilde  “Tamam.” der. Çoban, hiç tereddütsüz “Siz danışmansınız.” der. Danışman şaşırarak, “Bunu nasıl bildiniz?” diye sorar. Bu kez çoban arabadan koyunu indirirken gururla danışmana bakar ve “Danışman olduğunuzu üç davranışınızdan anladım: Birincisi benim bildiğimi bana sattınız, ikincisi benim bildiğimi bana satmak için para aldınız, üçüncüsü de koyun diye sürünün köpeğini aldınız.” der.
Bu meslek camiasındaki hastalıklı yaklaşımı son derece güzel özetleyen bir hikaye . Danışmanların çoğu klişe bilgilerden yola çıkarak her kuruma aynı reçeteyi yazmaya çalışıyor. Oysa danışmanlık tam manasıyla şirket hekimliğidir. İyi bir hekim ilk gelen hastasından iyi bir anamnez almaya gayret eder. Hastanın şikayetlerini, genetik yatkınlıklarını, geçirdiği hastalıkları, kullandığı ilaçları detayıyla sorar. Ardından bazı tetkikler yapar ve hepsini harmanlayıp doğru teşhisi koymaya çalışır. Doğru teşhis edilen doğru tedavi edilebilir. Danışmanlık işinde de buna çok inandığım için mottom latince çok sevdiğim bir deyimdir.‘’Bene diagnoscitur, bene curatur’’ Yani ‘’ doğru teşhis, doğru tedavi’’
Şirketlerin danışmanlara ciddi manada ihtyacı var. Mevlana hazretleri bile ‘’aklın varsa başka akıllara danışda iş yap’’ buyurmuştur.  Ve son yıllarda dikkatimi çeken şey danışmanlık alma kültürü gelişmiş firmaların gelişitiği. Ancak müşterinin zaten karışmış aklını iyice karıştırmak, müşteryi yanlış yönlendirmek veya bir başka kurumda çok işe yarayan bir çözümü aynen her yere uygulama gayreti içine girmek danışmanlık projelerini sukutu hayal ile nihayetlendirebiliyor. Hikayede de altının çizildiği üzere danışmanlık müşteriye zaten bildiği sorunun ne olduğunu söylemek değildir. Sorun veya geliştirilmesi gereken bir konu olmaz ise zaten  danışmana ihtiyaç duyulmaz. Danışmanlık yapacak kişinin danışmanlık konusu olan işi iyi biliyor olması önemli. Bu işin teknik kısım haricindeki önemli kısmı beklentileri ve ilişkileri doğru yönetmek. Unutulmaması gereken önemli şey; sorunların olduğu şirkette danışmanlara süperinsan gözüyle bakılır ve şirketi kurtarma misyonu yüklenir.  Bir kısım yönetici ve çalışan ise danışmanlara  karşı ciddi direnç  de koyabilir. Böylesi durumlarda aklı selim, mesleğini sindirmiş bir danışman bilgi yarışına girmek yerine insanların güvenini kazanmaya gayret eder. Yarışmayı tercih edip imajını yerle bir eden çok sayıda  danışman gördüm.
Danışmanlık işindeki en önemli konu yaptığın işi iyi bildiğin ve proje ürettiğin firmaya değer kattığın konusunda insanların ikna olmuş olmasıdır. Hiç şüphesiz bunu sadece ilşkileri yöneterek yapmak imkansızdır.  Ben yazımı Orhan Hoca nın sözü ile sonlandırmak istiyorum. Çünkü bu yazıda danışmanlık mesleği ile ilgili vermek istediğim mesajı çok net anlatan bir yaklaşım; ‘’ Türkiye de bir işi hiç bilmeyen eğitim verir, biraz bilen ise kitabını yazar’’ .
 
 
 

Yazar

Hacettepe Üniversitesi İİBF den başlayan gelişim yolculuğum yurt dışında aldığım uzmanlık eğitimleri ile devam etti. İngiltere South Essex Collage (işletme ve yönetim kursları) ve The Coaching Academy (kurumsal koçluk) ve Oxford Üniversitesi (Liderlik gelişimi ve yönetimi) programlarını tamamladım.

Yorum Yap

Son Yazılarım

İş hayatında yeni nesil
24 Mart 2019
Aday deneyim tasarımı
3 Mart 2019
Değerler ile kurum kültürü yaratmak
10 Şubat 2019

Son Yorumlar

Dinar Mam.

Sabırlı olmak gerek. Şükürsüzlük bir sebep, insanları bezdiren bir diğeride, Insan Kaynakları için Türkiye'de uygulanan...

Hülya Mutlu

Bu konuda bir yazı yazmayı düşünüyorum Hamit Bey

Hamit Kaşıkçı

Hülya Hanım merhaba, Gerçekten bu konuda yazılmış en sade ve derli toplu yazıyı hazırlamışsınız sizi...