An Farkındalığı: ”Anda Yaşamak”

İçinde yaşadığımız dünyaya, zamana baktığımızda görüyoruz ki çok karmaşık ve stresli durumlarla karşılaşıyor; geçmişten gelen pişmanlıklar, hayatımızın gidişatı ve gelecek kaygısı ile dertleri önümüze taşıyor ve şimdiki zamanı yaşamayı erteliyoruz. Bu durum, o anda yaşadığımız ve asıl odaklanmamız gereken şeylere odaklanmamızı da engelliyor ve bu da stres içerisinde oradan oraya sürüklenmemize ve kendimizi mutsuz hissetmemize yol açıyor.

Aslına bakarsanız bu koşullar altında insan olmak oldukça zor bir hal! İnsanın bu zorluğu, sıkıntıyı aşabilmesinin en önemli yolu ise zihnini, otomatik pilotu fark ederek “şimdi”ye, “şu an”a konsantre etmesi, içinde bulunulan ana odaklanabilmesidir.

İnsanlara “anda kalma” ile ilgili öğütler vermeye başlarsanız sıklıkla şöyle sorularla karşılaşabilirsiniz: “Ne yani geleceği düşünmeyelim mi? Günümüzü gün mü edelim? Geçmişi unutup sadece anı mı yaşayalım?”. Şimdiye odaklanmak denince akıllara hemen bu tip düşünceler üşüşmeye başlar. Anı yaşamakla anlık yaşamak arasında oldukça belirgin bir fark olmasına rağmen bizler bu farkın bilincini kaybetmiş gibiyiz. Halbuki anın farkında olmak, bizi gelecekteki olası “yanlış etiketleme” hatalarından, gereksiz endişe ve gerginliklerden sadece bize ait olan subjektif korkulardan korur.

Tam da bu noktada “bilinçli farkındalık”, yani mindfulness dediğimiz kavram ortaya çıkıyor. Zümra Atalay, “Şimdi ve Burada” isimli TEDx konuşmasında mindfulness’ı şöyle tanımlıyor: ”Mindfulness şu anda sizde veya çevrenizde olup biten her ne varsa bunu yargılamadan, değiştirmeye çalışmadan, olduğu hali ile gözlemlemek ve fark etmektir.”

Mindfulness’ın iki boyutu bulunmaktadır:

  1. Şu anın içinde olanlar: Anın içinde olduğunun farkında olmak, sizde ve çevrenizdeki olanları fark etmektir. Başka bir deyiş ile bedenin ve zihnin aynı anda aynı yerde olmasıdır. Örneğin bedeninizdeki duyumların farkında olmak ya da nefesinizin nasıl olduğunu fark etmektir.
  2. Şu anı nasıl karşıladığınız: Sizde ve çevrenizde olanları fark ederken yargılamadan, olduğu hali ile, değiştirmeye çalışmadan algılamaktır. Fark ettiğiniz şeyi, nasıl karşıladığınızdır. Örneğin bedeninizdeki bir ağrıyı nasıl karşıladığınızdır.

Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı’nın geliştiricisi Prof. Dr. Jon Kabat Zinn, kronik ağrıları bulunan hastalar ile yaptığı çalışmalarda, programın kronik ağrıların belirgin bir şekilde azalmasını sağlamadığını tespit etmiştir. Ancak programa katılan hastaların yaşam kaliteleri, belirgin şekilde yükselmiştir. Bu da bizi işin özüne getirmektedir. Mindfulness hayattaki zorlanmalarımızı, ağrılarımızı ve acılarımızı azaltmayabilir ama bu zorlanmalar ile olan ilişki biçimimizi ve onları karşılama şeklimizi değiştirerek bize refahı müjdeleyebilir.

Ek olarak, Danışman Ece Süeren Ok MCT’de yaptığı mindfulness sohbetinde şöyle söylüyor: ”Mindfulness’da aklınıza gelen düşünceyi negatif yada pozitif olarak sınırlandırmamak önemli. Çünkü zihin genel olarak negatifi arkaya atma eğilimindedir. O zaman duygu ve düşüncelere objektif olarak odaklanamıyoruz. Ve bu da başkaları ile olan ilişkilerimizde problem yaratabiliyor. Bunun bize faydasını ise duygu ve düşüncelerimizi yargılamadan önce başkalarıyla olan iletişimimizde daha açık ve net olarak görebiliyoruz. Karşı tarafı yargılamadan bakıyoruz; duymuyoruz, dinliyoruz”.

Peki mindfulness’ı nasıl öğrenebiliriz?

İlk adım, otomatik pilotta olduğumuz anları fark etmektir. Genelde anın içinde olağandan farklı bir şey yok ise bir sonraki anı planlar ya da geçmişi hatırlarız. Bu satırları okurken bile birçoğumuzun zihni sürekli oraya buraya savrulur. Hatta okuduğumuz birkaç sayfayı tekrar okumak için geri döner, sonra aslında gözlerimizin o satırlarda gezdiği sırada aklımızın hiç de orada olmadığını, okuduğumuzdan tek bir kelime dahi almadığımızı şaşkınlıkla fark ederiz. Burada önemli olan otomatik pilotu fark etmek ve gün içinde şu an ile temasımızı kaybettiğimiz anları bilebilmektir. İkinci adım ise formal meditasyon yapmaktır. Nefese odaklanmak, nefesimiz şimdiki andan her gittiğinde onu nazikçe tekrar ana döndürmektir. Ya da bedenimize odaklanıp bedenimizdeki duyumları fark edebilmek ve bedenimizdeki duyumları nasıl karşıladığımıza bakmaktır. Sık sık bunları yaptığımızda zihnimiz güçlenecektir.

Anda kalmak bizi gerçekten de mutlu eder mi?

Evet, bazı araştırmalar bunu söylüyor. Ancak Harvard Üniversitesi’nden psikolog Matthew A. Killingsworth ve Daniel T. Gilbert tarafından yapılmış ve Science dergisinde yayımlanan, 2250 gönüllü üzerinde yaptıkları “A Wandering Mind is an Unhappy Mind (Uçuşan zihin mutsuz bir zihindir)” isimli araştırmada insanların uyanık saatlerinin yüzde 46.9’unu yaptıkları işin dışında olan başka şeyleri düşünmeye harcadıklarını ve bu zihin uçuşmasının onları genellikle mutsuz ettiğini bilimsel çalışmalarla göstermişlerdir.

O zaman şimdiki anda kalmak şu anın içinde ki her şey hoşumuza gidiyor olsaydı bizi mutlu ederdi. Ama hepimizin de bildiği gibi şu anın içinde her zaman hoşumuza giden şeyler yok. Şu an bedeninize baktığınızda ve ona odaklandığınızda bir ağrı veya zihninizde sizi rahatsız eden bir düşünce, bir sıkıntı olabilir. Çevrenizde gördüğünüz manzara iyi olmayabilir. Dünyadaki açlığı, sefaleti, kuraklığı, adaletsizliği fark ediyor olabilirsiniz. Yani “farkındalık” eğer tüm bu fark ettiklerimizi karşılayacak bir tutuma sahip değilsek iyi bir şey değildir. İşte mindfulness aslında bizlere bu tutumu öğretmeye çalışır.

Mindfulness bize duyumlarımıza yönelmeyi, “kabul”ü öğretmeye çalışır. Kabulün aslında pes etmek veya pasif olmak olmadığını; “direnmek, direnmemek, direnmeye karşı gelmek” ve aslında her ne varsa onunla yaşamaya gönüllü olmak ve bir son değil, başlangıç olduğunu öğretir. Acıdan kurtulmaktan, onu azaltmaktan ve dönüştürmekten daha önemli olan şeyin aslında onu anlamak olduğunu öğretir. Ve kabulün acıyı değiştirmek değil, acıyla beraber devam edebilmek olduğunu öğretir. Bununla birlikte her şeyin gelip geçici doğasını anlamayı öğretir.

Kısacası Mevlana’nın da dediği gibi: “Her şey gelip geçer”. Bizler yaşadığımız her şeye ev sahipliği yapıyoruz. Her an yeni birisi gelir. Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik ve aniden gelen bir farkındalık. İşte hepsi beklenmedik bir misafirdir. Hepsini karşılayıp eyle.

Yazan: İmran Şahin ve Nur Canbaz Akman

Yazar

Hacettepe Üniversitesi İİBF den başlayan gelişim yolculuğum yurt dışında aldığım uzmanlık eğitimleri ile devam etti. İngiltere South Essex Collage (işletme ve yönetim kursları) ve The Coaching Academy (kurumsal koçluk) ve Oxford Üniversitesi (Liderlik gelişimi ve yönetimi) programlarını tamamladım.
1 Yorum

Yorum Yap

Son Yazılarım

Duygusal Zeka
23 Temmuz 2021
Değişimi Nasıl Yönetiriz?
22 Temmuz 2021
Özdeğer Nedir, Nasıl Kazanılır?
16 Temmuz 2021

Son Yorumlar

Leyla

Kaleminize sağlık arkadaşlar.her şey Zihnimizdeki otomatik pilotu fark etmemizle başlıyor.

Resul Korkmaz

Hülya Hanım merhaba. Aksa için verdiğiniz Liderlik eğitimi ile ve bu makaleyi okuyunca ilk aklıma...

Dinar Mam.

Sabırlı olmak gerek. Şükürsüzlük bir sebep, insanları bezdiren bir diğeride, Insan Kaynakları için Türkiye'de uygulanan...