Eyvah, yaşlanıyorum!

by / Salı, 05 Mayıs 2015 / Published in BLOG, HAYATIN İÇİNDEN

Uzun zamandır yaşlanmak ve yaşlılık üzerine yazmayı kafamdan geçiriyordum. Geçen ay Oxford üniversitesi’nde  tanıştığım bir rehber bu yazıyı yazma vaktimin geldiğini fark ettirdi. Vicki 84 yaşında, Oxford da rehber, tüm okulları ve şehri tanıtıyor gelenlere. Her gün en az bir kere yürüyerek yaklaşık 2.5 saat süren şehir turunu yaptırıyor. Çivi gibi, ayağında harika spor ayakkabılar, denim pantolonu, İngiliz tarzı kareli ceketinin içinde gömleği ile tarzı gençlere taş çıkartır. Temposu, temiz kafası ve neşesi de cabası. Yahu dedim; Vicki nine bizde olsa çocukları sen baktın, ben baktım pazarlığı yapar, kendisi de gözü yaşlı azraili bekler. İstisnalar yok mu?  var ama gelin geneli konuşalım.

 

‘’İnsanların takıntılı olduğu konuların en başında ne gelir?’’  deseler bir an tereddüt etmem yaş derim, yaşlanmak derim. Enteresan şekilde 20 li yaşların bitimine doğru insanları amanın yaşlanıyorum paniği alır. Bir İngiliz firması olan Superdrug bu konuda bir araştırma yaptırmış ve kadınların 29 yaşında yaşlanma paniğine girdiğini tespit etmiş. Bana sorarsanız insanları en çok yaşlandıran şey yaşlanma kaygısı derim. Ama gerontoloji bir bilimdir ve benim naçizane yorumum ne derece doğrudur bilemem.  Lakin insanlar evvela ruhlarını yaşlandırıyorlar sonra bedenlerini.  Anneannem 84 yaşında, 7 yaşımdan beri dolapta kefeninin olduğunu biliriz.  Sık sık bize hatırlatır; ‘’ Yatak odasındaki o sarı dolabın köşede kefenim duruyor, Kerbela’dan aldım, beni ölürsem ona sarmayı unutmayın’’  Yani, bizde yaşlılık ve ölüme çok erken yaşlarda odaklanıyor insanlar.

 

Yaşın geldi, yaşın geçti, yaşın doldu, yaşın oldu. Bizde hep terminler  vardır. Bu yaşta okul bitecek, şu yaşta iş, kariyer. Evlilik bu yaşta, çocuk şu yaşta, ikincisi bu yaşa gelmeden. Bu yaşa geldin kira bitecek, o yaşa geldin hacca gidilecek.  O yaş sınırları  dışındaki hareketler ve gelişmeler yada gecikmeler ve ertelemeler bazen şaşkınlık, bazen acıma,  bazen saygı, bazen kınama karışık tepkiler alır. Bu hedeflerden sapmalar aile içi depresyon nedenidir.  Fransız yazar  Andre Maurois un yaşlılığı yorumlayış şekli çok güzeldir. Yazar şöyle der; ‘’ İhtiyarlık denen şey, beyaz saçlardan ve yüz buruşukluğundan ziyade, artık geç kalındığı, oyunun oynanmış olduğu ve bundan sonra, sahnenin başka bir nesle ait olduğu duygusunu hissetmektir.’’  Gerek var mı bu sahaları terk etme moduna? Yahu renkler ve kumaşları kullanmak bile yaş ile sınırlanır mı? Belli bir yaştan sonra kot yakışmaz, canlı renkler gençlerde güzel durur. Kuralları bir koyanlar ve bir de uyanlar var, 5000 yıllık kafa.

 

Biriyle tanışırsın, en çok yaşını merak eder. En büyük iltifat ‘’ayyyy hiç göstermiyorsun’’ dur.  Hayallerden en güzel kaçış bahanesidir ‘’ bu yaştan sonra’’. Hangi yaştır kast edilen? Benim annem 31 yaşında kuaförlük öğrenmeye başladı 33 yaşında kendi salonunu açtı, 25 yıl çalıştı.

Adana da bir eğitimde ön sıralarda merakla sunumu dinleyen 60 yaşlarındaki komiser emeklisi katılımcı elini kaldırdı.’’ Hocam harika şeyler anlatıyorsunuz, benden geçti artık ama buradaki genç arkadaşlar çok istifade edecekler’’ dedi.  Oysa o salonda en fazla heyecan ve öğrenme isteğini onda görmüştüm. Niye ondan geçsin?

Bir başka eğitim Düzce Üniversitesinde, bir katılımcı arada geldi ve beni kenara çekti. ‘’Hocam istemeyerek mühendis oldum, şimdi bir fabrikadayım, bu işi yapmaktan nefret ediyorum, yapmak istediğim şey, benim hayalim  insan kaynakları ama yaşım 29,  bu saatten sonra olamayacağını çok iyi biliyorum.’’ Bu saatten kasıt nedir? Neden olmasın?

Biraz daha bakarsak yaş takıntısı ve iş hayatına;  bana sorarsanız bir insanın en verimli zamanları 50 yaşları itibarı iledir. Öğrenmiş, anlamış ve olgunlaşmıştır. Mentorluk eder, koçluk yapar. Buna rağmen bizde 3o yaşını geçmemiş tecrübeli dış ticaret müdürü aranır. Şirketlerdeki en verimli tipler dahi yaş 50 lere yaklaşmaya başladığında bizdeki deyimiyle tekaüt, İngiliz’in deyimi ile take out  olmaktan korkar. Her işteki ezberciliğimiz buna da sirayet etmiş ve şirkette dinamizmi yaratma kriterini de ekibin yaşına bağlamışızdır. Oysa gençlere gerek fiziksel performansları gerekse yaratıcılıkları ile taş çıkartacak yaş almışlar tanıyorum. Geçen yıl çok uzun yıllar USA kalıp Türkiye ye dönen  bir arkadaşımın CV sini paylaştım, doğum tarihini koymamış, şirketlerden geri bildirim gelince yaş sormalarına çok şaşırdı. ‘’ Bu ayrımcılık, suç’’ dedi.  ‘’Türkiye ye hoş geldin’’ dedim. Yine bizim kadroda eğitim veren en başarılı eğitmenlerimizden birisi var, USA da emekli oldu, tüm hayatını pazarlamaya adamış.  Şimdi Türkiye de yaşıyor. Bir soğuk kış günü  taksiye  binmiş, vakit akşam saatleri, taksiciyle hoş beş ederken kısaca hikâyesini anlatmış ve Işık Üniversitesi’nde eğitime gittiğini söylemiş. Taksici ne dese ‘’ Teyze ne işin var bu yaşta, bu akşam saati, bu soğuk havada? otur evinde keyfine bak allan seven’’ Gail Hoca şaşkınlıkla bunu anlatırken ekledi; ‘’Türkiye ye geldiğimden beri bu yaş mevzusundan ciddi mağdur edildim, tüm hayatımı pazarlamaya verdim, şimdi anlatacak, öğretecek , verecek zamanım ama ısrarla yaşımın bir özür gibi öne sürülmesi pek rahatsız edici’’

 

Yaşlanmak kötü bir şey değil. En büyük korkulardan birisi fiziksel güzelliğin bozulduğu yönünde. Size yüzünde kırışıkları olan saçları kırlaşmış insanlar güzel görünmüyor mu?  İnsan her yaşta güzel, yakışıklı ve çekici görünebilir. Her yaşta üretken olabilir. Her yaşta yeniden aşık olabilir. Her yaşta yeniden başlayabilir. Yaş dilimi ile sulh eden huzuru bulur.  Ne kendi yaşınıza ne de başkalarının yaşlarına takılıp psikolojik sınırlar koymayın, önyargılı olmayın.

 

 

 

 

 

 

One Response to “Eyvah, yaşlanıyorum!”

  1. Gülşen özdiken says : Cevapla

    Merhaba Hülya cigim yazini cok begendim yasim 42…..:)yas demisken basimdan geceni anlatayım. Bodrum’da güzel sanatlar Fakültesi grafik Tasarımı Bölümü ne yuksek lisans icin basvuru yaptim prof un mulakatta sordugu ilk soru neden bu kadar bekledin cok bozuldum onlara göre yasim geçmiş ben kendime inaniyorum calisirim basaririm ogrenmeyi seviyorum hangi yasta olursa olsun dedim ama nafile ……Dedigin gibi burasi Türkiye herseyin bir yaşı zamani var. …öpüyorum. ..Teşekkürler

Bir cevap yazın

TOP